| |
|
|
» Haberin devamı... |
|
PARSİAD sektörümüzün sorunlarına çözüm aramaya devam ediyor ÇİN LAMİNAT PARKESİNE ANTİ DAMPİNG TARTIŞILDI
PARSİAD Parke Sektörü Sanayici ve İşadamları Derneği’nin 5 Aralık 2007 Çarşamba günü İstanbul Taksim’deki Crystal Otel’de düzenlediği toplantıya sektörün önde gelen üretici, ithalatçı ve toptancı kuruluşlarının temsilcileri katıldı. PARSİAD Başkanı Sebahattin Şensoy’un dünya zemin kaplamaları pazarı hakkında verdiği bilgiler ilgiyle izlendi. Konuşmacılar, pazarın disipline edilmesi gerektiğini belirttiler. Son günlerde parke sektörünün sıcak gündemini oluşturan Çin üretimi laminat parkelere karşı hazırlanan anti-damping uygulaması, PARSİAD Parke Sektörü Sanayici ve İşadamları Derneği tarafından düzenlenen toplantıda tartışıldı. PARSİAD Başkanı Sebahattin Şensoy’un daveti üzerine biraraya gelen sektörümüzün üretici, ithalatçı ve toptancı firmalarının temsilcileri konuyu enine boyuna tartıştılar. Toplantı açış konuşmasını yapan Şensoy, konuşmasını “Şimdi sizlere dünya zemin kaplama malzemeleri pazarı hakkında bilgiler vermek istiyorum.” diye sürdürdü. Şersoy, şunları söyledi: Adını, gerçekleştirdiği pazar araştırmaları ile duyuran Amerikalı firma Catalina Research Inc.’ün elindeki istatistiki bilgiler ışığında sektörün dinamiklerini ve dünya zemin kaplamaları pazarının rekabetçi yönüne ilişkin stratejilerine bir göz atalım. Burada üzerinde özellikle durulan konuların başında zemin kaplamaları sektöründe kaydedilen büyüme oranı, sektörün önde gelen firmalarının pazar payları, pazarlama stratejileri ve dağıtım kanalları yer alıyor. Dünya zemin kaplama malzemeleri pazarı ve büyüme hızı Catalina Research tarafından yapılan araştırmalar gösteriyor ki, 2006 yılında tüm dünyada toplam 13 milyar metrekarelik zemin kaplama malzemesi kullanıldı ve kişi başına düşen tüketim değeri 2 metrekare olarak kaydedildi. 2006-2011 yılları arasında sektörün yıllık büyüme değerinin ortalama %3.7 civarında olması beklenirken 2011 sonunda tüketim miktarının yaklaşık 15.5 milyar metrekareyi bulacağı tahmin ediliyor. 2006 yılında zemin kaplama malzemelerinin fabrika satış değeri toplamda 115 milyar dolar olarak açıklandı ve metrekare başına düşen fiyat da 8.80 dolar oldu. Malzeme çeşidi bazında dünya zemin kaplamaları pazarı: Dünya zemin kaplamaları pazarını ürün bazında değerlendirdiğimizde 2006 yılı itibariyle pazarın yaklaşık %50.8’ni (6.6 milyar m2) seramik karo ve doğal taş ürünlerinin oluşturduğunu görüyoruz. En büyük ikinci pazar payı ise %28.9 (3.8 milyar m2) ile halı ve kilim sektörüne ait olduğunu görüyoruz.
%11’lik payıyla PVC gibi esnek zemin kaplamaları üçüncü sırada yer alıyor. Laminat parke ve ahşap zemin kaplamalarının ise sırasıyla %5.8 ve %3.4’lık pazar payı bulunuyor. Dünya pazarları ve 2006-2011 yılları arasında bölgesel bazda yıllık büyüme potansiyeli: Zemin kaplama malzemeleri pazarını bölgesel bazda inceleyen rapora göre bugün pazarın en büyük payına %44.5 ile Asya/Pasifik bölgesi sahip durumda.
2006-2011 yılları arasında bu bölgedeki büyüme potansiyelinin %5.5 olması bekleniyor. İkinci sırada bulunan Amerika Birleşik Devletleri/Kanada bölgesinin pazar payı %22.1 ve bu rakam toplam 2.8 milyar metrekarelik zemin kaplama malzemesine eşit. Bu bölgede beklenen büyüme potansiyeli ise %1 civarında. Yaklaşık 2.4 milyar metrekareye denk gelen %18.5’lik payıyla üçüncü sıraya yerleşen Batı Avrupa pazarının yıllık büyüme oranının %2 dolayında olması bekleniyor. %10’luk pazar payı ve %3.5’lik büyüme oranı ile Latin Amerika/Afrika bölgesi, %5’lik pazar payı ve %4’lük büyüme artışı ile de Doğu Avrupa listenin son sırasında yer alıyor. Tüm bu rakamlar gösteriyor ki dünya pazarları arasında geleceği en parlak bölge %5.5’lik büyüme hızıyla Asya/Pasifik olacak. Laminat parke ve ahşap zemin kaplamalarının dünya pazarlarındaki konumu 2006 yılı verilerine bakıldığında; laminat parkenin diğer zemin kaplamaları arasındaki pazar payının %5.8 olduğunu görüyoruz.
%5.8’lik bu payın %15.7’si Doğu Avrupa’ya, %14’ü Batı Avrupa’ya ve %4.2’si ise Amerika/Kanada bölgesine aittir. Laminat parkenin Latin Amerika/Afrika pazarındaki payı %3.6, Asya/Pasifik bölgesinde ise %2.6 olarak açıklanmıştır. Ahşap zemin kaplamaları ise tüm dünyada %3.4’lük pazar payına sahiptir. Bu payın %4.3’ü Batı Avrupa, %4.2’si Amerika/Kanada ve %3.2’si Asya/Pasifik pazarlarına aittir. Listenin son iki sırasında ise %2.9 ile Doğu Avrupa ve %1.4 ile Latin Amerika/Afrika pazarları gelmektedir. Şimdi zemin kaplamaları sektörünün önde gelen üreticilerinin sahip olduğu pazar paylarına bir göz atalım. Dünyanın en büyük dokuz üreticisi ve bu firmaların 2006 yılı satışları ve pazar paylarına bakalım. Listenin birinci sırasında, gerçekleştirdiği 7 milyar dolarlık satışla Amerikalı Mohawk firması bulunuyor. Firmanın tüm dünya genelindeki pazar payı %6.1 civarında. Bu rakam 7 milyar dolarlık satışa eşit ve fabrika satış değeri üzerinden hesaplanmış. Listenin ikinci sırasında, 2006 yılında kaydettiği yıllık 5.8 milyar dolarlık satışla Amerika kökenli bir diğer firma olan Shaw geliyor. Firmanın pazar payı kayıtlara %5 olarak geçmiş durumda.
Üçüncü sırada yer alan Fransız firması Tarkett, 2006 yılında yaklaşık 2.5 milyar dolarlık satış gerçekleştirdi. Bu rakam pazarın %2.2’sini oluşturuyor. İlk dokuz arasında yer alıp pazar payı %2’nin altında olan firmalar ise %1.8 ile Armstrong, %1.3 ile Beaulieu, %1 ile Marazzi, %0.8 ile Interface, %0.8 ile Balta ve son olarak %0.7 ile Mannington olarak belirtiliyor. Sektördeki zorluklar ve fırsatlar Böylesine büyük bir pazarda birbirleriyle rekabet halinde bulunan üreticilerin birçok zorlukla karşı karşıya kaldıklarını söylemek yanlış olmaz. Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Avrupa gibi önemli pazarlardaki büyüme hızının yavaşlığı, üreticileri en fazla zorlayan konuların başında geliyor. Değişen kur değerleri, pazar üzerinde olumsuz etkileri olan bir diğer konu olarak gösterilebilir. Artan işçilik, nakliyat ve enerji masraflarına ilave olarak lisans ücretleri de üreticilere zorlu zamanlar yaşatıyor. Ağaç kesimi ve çevresel endişelere yönelik kısıtlamalar, düşük ihracat sübvansiyonları ve Amerika’nın sürdürdüğü ithalat incelemeleri özellikle ahşap zemin kaplamaları üreticilerinin önünü kesmektedir.
Diğer yandan, pazarın birçok fırsata açık olduğunun da altını çizmek gerekiyor. Küreselleşme, orta ve üst gelir seviyesine sahip nüfustaki artış ve katma değeri yüksek ürün bilincinin her geçen gün gelişmesi gibi olumlu yaklaşımlar kar paylarının artışında büyük rol oynamaktadır. Uluslararası markalar yaratılarak pazarlama faaliyetlerinin sürdürülmesi, dağıtım ağlarının güçlendirilmesi ve güçlü pazarlarda üretim tesislerinin kurulması da sektöre yeni ufuklar açmaktadır. Dünya pazar payını yükseltmeye yönelik stratejiler Yatırım stratejileri göz önünde bulundurulduğunda, devralma yöntemi, şirket bünyesine yeni üretim hatları eklemenin ve dikey anlamda entegre kimliğe sahip bir altyapı kurmanın en kolay yolu olarak kabul edilmektedir. Tüm dünya çapında pazar payının arttırılmasının en etkili yollarından biri de gelişen tüketim pazarlarında tesisler kurmaktır. Bu sayede hem nakliyat giderlerinin azaltılacak, hem para piyasalarındaki dalgalanmalardan korunulacak hem de müşteriye daha yakın olunacaktır. Ürün fiyatlandırmasını A kalite olarak adlandırdığımız üst düzey tüketici grubuna uygun yapılabilmesi ve sürekli olarak büyüyen orta/üst gelir düzeyindeki müşterilerin talep ve tercihlerine cevap verebilmek için katma değeri yüksek ürün grupları oluşturmak firmaların pazar paylarını yükseltecek bir diğer seçenektir. Tüm bunlar dışında uluslararası markalar yaratmak ve hedef pazarın taleplerini karşılayacak uygun maliyetli dağıtım kanalları geliştirmek de en etkili yöntemler arasında yer almaktadır. Avrupa Ülkelerinde Ahşap Zemin Kaplamaları İthalatı ve Gelişimi 2004-2006 arası gerçekleşen parke ithalatı Avrupalı ithalatçılar 2004 yılında toplam 8 milyon metrekarelik parke ithalatı gerçekleştirdi. Bu rakamın %94'ünü (yaklaşık 7.4 milyon metrekare) lamine parke oluşturuyor. Geriye kalan %6'lık kısım ise (487 bin m2) masif parkeden oluşuyor. 2005 yılı istatistikleri gösteriyor ki bir yıl içerisinde toplam ithalat hacmi artarak 10.5 milyon metrekareye yükseldi.
Tıpkı 2004'te olduğu gibi 2005 yılında da lamine parke ithalatı, masif parkeye kıyasla çok daha yüksek rakamlarda seyretti. Avrupa ülkeleri 2005 yılı itibariyle toplam 9.8 milyon m2 lamine parke ve 700 bin metrekare masif parke ithal etti.
2006 yılında ise toplam ithalat hacmi 11 milyon metrekareyi bulurken Avrupalıların 10 milyon m2 lamine parke ve 840 bin m2 masif parke kullandığını söyleyebiliriz. İstatistiklere göre, 2005-2006 yılları arasında parke ithalatında %8.42'lik bir artış yaşandı. Lamine parke ithalatının büyüme hızı %7.59 olurken masif parkenin %20.11 olarak kayıtlara geçti. Avrupa pazarında ahşap zeminlere talep durumu 2006 yılında Avrupa'nın parke tüketimi %5 artarak toplamda 108 milyon metrekareyi buldu. 2007 yılında ise ekonomik koşulların düzelmesi ve Avrupalı üreticilerin laminat parkeye karşı doğal ahşap parkenin pazar payını arttırmaya yönelik pazarlama çabaları neticesinde tabloda massif parke lehine bir gelişme ile karşı karşıya kalıyoruz.
Kısa vadede sektörü nelerin beklediğine değinecek olursak; önümüzdeki beş yıl içerisinde Avrupa'daki parke ithalatının yıllık %8-10'luk bir artış kaydedeceği tahmin ediliyor. Buna karşın Asya ve Güney Amerikalı üreticilerin yeterli çabayı göstermemesi durumunda Avrupa pazarına girişleri konusunda kaydadeğer bir büyüme yaşanmayacağının da altı çiziliyor. Ayrıca Avrupalı üreticilerin, özellikle de İskandinav ülkelerinin, imalat masraflarını azaltmak amacıyla üretimlerini Doğu Avrupa'ya kaydırması bekleniyor.
Çin'in ahşap zemin ithalatı ve gelişimindeki rolü Avrupa’da yapılan araştırmalara göre yenilik, hizmet, kalite ve fiyatlandırma gibi konular açısından Çin'in rekabetçi kimliğini koruması zor görünüyor. Üreticilerin, özellikle marka bilinci yaratmak adına biraz daha çaba göstermesi gerekiyor. Bunun dışında yasa dışı ağaç kesimi ve belgesi olmayan odun kullanımı başlıca sorunlar arasında yer alıyor. Ancak yine de önümüzdeki beş yıl içerisinde Çin'den parke ithalatının %10-15 arasında artış göstermesi ve talebin daha ziyade lamine parkeye yönelik olması bekleniyor. PARSİAD Başkanı Şensoy, konuşmasının bu bölümünde 31 Ekim 2007 Çarşamba günü Resmî Gazete’de yayınlanan Dış Ticaret Müsteşarlığının tebliği hakkkında bilgiler verdi. İTHALATTA HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ (2007/16) Başvuru MADDE 1 – (1) 4412 sayılı Kanunla değişik 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun, 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar ve 30/10/1999 tarih ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmelik (Yönetmelik) hükümleri çerçevesinde yerli üreticiler Yıldız Entegre Ağaç Sanayi ve Ticaret A.Ş, Kastamonu Entegre Ağaç Sanayi ve Ticaret A.Ş., Çamsan Ağaç Sanayi ve Ticaret A.Ş., Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) menşeli laminat parkelerin Türkiye’ye dampingli fiyatlarla ithal edildiği ve bu durumun yerli üretim dalında maddi zarar tehdidine neden olduğu iddiasıyla, bu ülke menşeli söz konusu maddelerin ithalatına karşı önlem alınması istemiyle başvuruda bulunmuşlardır. (2) Söz konusu başvuru, diğer laminat parke üreticisi Yıldız MDF Orman Ürünleri San. Tes. İth. İhr. ve Tic. A.Ş. tarafından da desteklenmektedir. Başvuru konusu madde MADDE 2 – (1) Laminat parkeler orta yoğunlukta lif levha (MDF) veya yüksek yoğunlukta lif levhanın (HDF) iki yüzünün kaplanmasıyla oluşan ve üretiminde dekor kağıdı, üst kaplama, balans kağıdı gibi malzemelerin kullanıldığı genellikle kapalı alanlarda ofis ve konutlarda yer döşemesinde kullanılan, masif parke ve lamine parke gibi daha üst ürün grubuna alternatif ürünlerdir. Laminat parkeler masif parkeler gibi sistire cila gerektirmez, kolay çizilmez ve aşınmaz. (2) Laminat parkenin aşınma direnci, darbe direnci, lekelenme direnci, sigara yanıklarına karşı direnç ve mobilyaların yarattığı basınca karşı direnç özelliklerine göre çeşitli kategorilere ayrılmaktadır. (3) Başvuru konusu laminat parkeler, içerisinde kullanılan malzemenin MDF ve HDF olmasına bağlı olarak 4411.13.90, 4411.14.90, 4411.92.90 ve 4411.93.90 Gümrük Tarife Pozisyonları (GTP) altında sınıflandırılmaktadır. (4) Bu aşamada belirtilen GTP’ler bilgi amaçlı verilmiş olup, bağlayıcı değildir. Başvurunun desteklenmesi MADDE 3 – (1) Başvuru aşamasında sunulan delillerden, şikâyetçi ve destekleyici firmaların Türkiye toplam benzer mal üretiminin %100’ünü gerçekleştirdiği tespit olunmuş, böylece, Yönetmeliğin 20. maddesi çerçevesinde, şikâyetçilerin yerli üretim dalını temsil yeteneğini haiz oldukları anlaşılmıştır. Damping iddiası MADDE 4 – (1) ÇHC’nin piyasa ekonomisi uygulamayan bir ülke olarak değerlendirilmesi nedeniyle, Yönetmeliğin 7. maddesi uyarınca şikâyet konusu malın Türkiye’deki üretim maliyetine makul bir kâr miktarı eklenmek suretiyle hesaplanan oluşturulmuş değer, normal değer olarak alınmıştır. Normal değer fabrika çıkış aşamasında tespit edilmiştir. (2) Laminat parkelerin ÇHC’den Türkiye’ye ihraç fiyatı için ise, TÜİK ithalat istatistiklerinde yer alan ortalama CIF fiyatları temel alınmıştır. Tespit edilen CIF değer üzerinden navlun ve sigorta giderleri düşülmek suretiyle FOB ihraç fiyatına ulaşılmıştır. Başka bir ayarlama yapılmamış ve bu fiyatın fabrika çıkış aşamasında olduğu kabul edilmiştir. (3) Fiyat karşılaştırması, mümkün olduğu ölçüde aynı ticari aşamada, normal değer ile Türkiye’ye ihraç fiyatı üzerinden yapılmış ve bu suretle hesaplanan damping marjının önemli oranda olduğu görülmüştür. Zarar ve nedensellik iddiası MADDE 5 – (1) 2004-2007/6 aylık döneminde laminat parkeler genel ithalatı %205 artarken, Çin Halk Cumhuriyeti’nden yapılan ithalatın genel ithalat artış eğiliminin çok üzerinde %4133 artış gösterdiği belirlenmiştir. 2004 yılından 2007/6 aylık döneme kadar geçen süre içerisinde ÇHC pazar payını %2,20’den, %33,28’e çıkarırken, aynı dönem içerisinde yerli üretim dalının pazar payında %41,46’dan %36,07’ye doğru bir gerileme tespit edilmiştir. 2004 yılından itibaren ÇHC’den ithalat hem mutlak hem de nispi olarak artış gösterirken, üçüncü ülkelerden ithalatın payı ciddi oranda azalmıştır. (2) Başvuru aşamasında sunulan delillerden, dampingli olduğu iddia edilen fiyatlarla yapılan söz konusu madde ithalatının yerli üretim dalının fiyatlarını önemli ölçüde kırdığı ve yüksek oranda damping marjına sahip olduğu tespit edilmiştir. (3) Söz konusu dampingli ithalatın artış hızı, fiyatları ve soruşturma konusu ülkede bulunan çok sayıdaki üreticinin sahip olduğu büyük üretim kapasitesi göz önünde bulundurulduğunda, yakın bir gelecekte bahse konu ithalat neticesinde yerli üreticinin ekonomik göstergelerinde bozulmaların başlayacağına ilişkin ciddi işaretlerin mevcut olduğu belirlenmiştir. Karar ve işlemler MADDE 6 – (1) Yapılan inceleme sonucunda, başvurunun yeterli bilgi, belge ve delilleri içerdiği anlaşıldığından, ÇHC menşeli söz konusu ürünler için İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulu’nca 9/10/2007 tarihinde, Yönetmeliğin 20. maddesi çerçevesinde soruşturma açılmasına karar verilmiştir. (2) Soruşturma, Dış Ticaret Müsteşarlığı İthalat Genel Müdürlüğü (Genel Müdürlük) tarafından yürütülecektir. Piyasa ekonomisinin uygulandığı üçüncü ülkenin seçimi MADDE 7 – (1) Yönetmeliğin 7. maddesi hükümleri çerçevesinde, bu aşamada ÇHC için serbest piyasa ekonomisi uygulayan emsal ülke olarak Türkiye’nin seçilmesi düşünülmektedir. Ancak, ÇHC’de soruşturmaya tabi üretici veya üreticilerin soruşturma konusu ürünün üretiminde ve satışında Yönetmelik Ek Madde 1’deki ölçütler çerçevesinde piyasa ekonomisi koşullarının geçerli olduğunu tebliğin 9. maddesinde belirtilen süre içinde yeterli deliller ile ispat etmeleri halinde, bu üretici veya üreticiler için normal değerin tespitinde yönetmeliğin 5. maddesi uygulanır. Soru formu ve bilgilerin toplanması MADDE 8 – (1) Soruşturma için gerekli bilgilerin temini amacıyla, söz konusu maddenin yerli üreticilerine, bilinen ithalatçılarına ve yabancı üretici/ihracatçılarına soru formları gönderilecektir. Söz konusu tarafların soru formu dağıtım listesinde yer alıp almadıklarını öğrenmek üzere Genel Müdürlük ile temasa geçerek bilgi almaları gerekmektedir. Anılan listede yer almadığını öğrenen veya makul bir süre içinde soru formunu alamayan tarafların bu tebliğin yayımı tarihinden itibaren 15 gün içinde yazılı olarak soru formu talebinde bulunması gerekmektedir. (2) Ayrıca, ilgili ülkedeki üretici ve ihracatçılara iletilmesini kolaylaştırmak ve çabuklaştırmak amacıyla, soru formu soruşturmaya konu ülkenin Türkiye’deki resmi temsilciliğine de gönderilecektir. Süreler MADDE 9 – (1) Soru formuna cevap verme süresi, gönderildiği tarihten itibaren posta süresi dahil 37 gündür. Tebliğin 8. maddesinde belirtilen, sonradan soru formu talebinde bulunan taraflar ise bu tebliğin yayımı tarihinden itibaren işleyecek 37 günlük süre ile bağlıdırlar. (2) Soru formunda istenilenlerin haricinde, emsal ülke seçimi ve karşı zarar savunması da dahil olmak üzere soruşturmayla ilgili olduğu düşünülen diğer bilgi, belge ve görüşlerin dikkate alınabilmesi için, bu tebliğin yayımı tarihinden itibaren en geç 37 gün içinde Genel Müdürlük’e yazılı olarak ulaştırılması gerekmektedir. (3) Soruşturmanın sonucundan etkilenebileceklerini iddia eden ancak bu tebliğin 8. maddesi kapsamına girmeyen diğer ilgili tarafların da (ilgili meslek kuruluşları, tüketici dernekleri, üretim dalındaki işçi veya işveren sendikaları, vb.) görüşlerini tebliğin yayımı tarihinden itibaren 37 gün içinde yazılı olarak Genel Müdürlük’e bildirmeleri gerekmektedir. İşbirliğine gelinmemesi MADDE 10 – (1) Yönetmeliğin 26. maddesinde belirtildiği üzere, taraflardan birinin belirtilen süreler içinde gerekli bilgiyi sağlamaması veya yanlış bilgi vermesi ya da bilgi vermeyi reddetmesi veya soruşturmayı engellediğinin anlaşılması halinde soruşturmaya ilişkin karar, olumlu veya olumsuz, mevcut verilere göre alınacaktır. Geçici önlem alınması ve vergilerin geriye dönük uygulanması MADDE 11 – (1) İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar’ın ilgili maddeleri uyarınca soruşturma süresince geçici önlem uygulanması kararlaştırılabilir ve kesin önlemler geriye dönük olarak uygulanabilir. Önlemlerin uygulanmasında başlamış işlem kavramı ve istisnası bulunmamaktadır. Yetkili merci ve adresi MADDE 12 – (1) Soruşturmayla ilgili bilgi ve belgeler ile görüşlerin aşağıda belirtilen yetkili mercie iletilmesi gerekmektedir: Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İthalat Genel Müdürlüğü Damping ve Sübvansiyon Araştırma Dairesi İnönü Bulvarı, 06510 Emek/ANKARA Tel: +90.312.204 77 22, 212 87 52 Faks: +90.312.212 87 65 Soruşturmanın başlangıç tarihi MADDE 13 – (1) Soruşturma, bu Tebliğin yayımı tarihinde başlamış kabul edilir. Yürürlük MADDE 14 – (1) Bu tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Yürütme MADDE 15 – (1) Bu tebliğ hükümlerini Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın bağlı olduğu bakan yürütür.
VAHİT PAKSOY: Çin ve Türkiye arasındaki ticaret farkı yaklaşık 15 kat. Yani 1,5 milyar dolar ihracat 20 milyar dolar ithalat. Devletin artık bir politikası var ve ithalatı kısmak için elinden gelen her şeyi yapıyor. Bunu baştan söyleyeyim; laminat parkede bu damping mutlaka çıkar. Biz laminede yüzde 20 bekliyorduk yüzde 35 çıktı. Bu süreç nasıl işledi? Türkiye’deki dört üreticiyle beraber Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’na müracaat edildi. Belgeler verildi, kısa bir araştırma yapıldı ve çıktı. Tebliğ çıktığı tarihle uygulamanın çıktığı tarihi baz alıp geriye dönük bir uygulama yapabilirler. Bu konuda ithalatçı arkadaşlarımız dikkatli olsun. Diyelim 2 ay sonra %20 fon geldi. Bu arada geçen süreçte yapılan ithalatta, geriye dönük vergilendirme gelebilir.
Size tipik bir örnek vereyim. Örneğin jakuzi. Bu ürün Çin’den ithal ediliyordu. Kilogramına 15 Yuan gibi bir rakam kondu. Bunun anlamı şu: 250 kilogramlık bir ünitenin KDV’sinin göstergesi 3.000 Dolar gibi bir rakam tutuyor. Yerli üretici ne kadar haklı, tüketici ne kadar haklı; hepimiz aynı geminin içerisindeyiz. Dört tane lamine üreticisi vardı. Bu karar çıktıktan sonra dört kişi daha yatırıma başladı. İthalat yüzde 4 bin arttı, 2008 de bu oran ikiye katlanacaktır. Bu kadar laminat yatırımcısının, ki en küçük tesis 50 milyon dolara kuruluyor, buna müsaade edeceğini sanmıyorum. Çin’den ve Endonezya’dan gelen mala kota koymak ne kadar doğru onu da bilmiyorum. Çünkü bu bir çok Avrupalı üreticinin işine geldi. Çin’den aldıkları malı Avrupa’da işlenmiş gibi gösterip satıyor. Laminatta bu yapılmaz çünkü taşıma fiyatları çok yüksek. Laminede fabrikalara bizzat gelip araştırma yapıldı. Ama Çin’den ithalat yapan hiçbir firmadan savunma gelmedi. Türkiye’de laminat üreten firmanın kapasitesi bu ülkeye yeterli. Çin’deki laminat parke fiyatlarını benden daha iyi biliyorsunuz; 3,5-4 Dolar arasında değişiyor. Avrupa’dan aldığınız zaman ise aynı rakam Euro olarak karşınıza çıkıyor. NEVZAT ÇELİK: Fakat Çin’den gelen malın nakliyesini de eklediğiniz zaman, Avrupa’dan gelen malla arasında ciddi bir fark kalmıyor. Yüzde 35 damping geldiği zaman Çin’den gelen malların fiyatları Avrupa’yı tamamen geçecek.
VAHİT PAKSOY: Arkadaşlar ithalatçı olarak bindiğiniz dalı kesiyorsunuz. Devlet, hangi firma nereden ne kadar mal getirmiş hepsinin farkında. Bize de sürekli söyledikleri söz “Biz sizin yanınızdayız” Sizin ithalatınız 12 milyar dolar ama gayri resmi 20 milyar dolar. NEVZAT ÇELİK: Peki bunun çözümü yeni vergiler getirmek mi, yoksa gümrükte gerekli tedbiri almak mı? Yerli üreticiyi korumak hepimizin görevi. Ancak bazı kriterleri de göz önüne almak lazım. Eğer firmanın biri 3,5 veya 4 dolara aldığı bir faturayı burada beyan ediyorsa ona alınacak tedbirler farklıdır. Manifesto takibi istersiniz, hatta ve hatta yasa çıkartırsınız. İhracatçının faturası beyanıyla birlikte Türkiye konsolosluğu onayıyla buraya gelecektir. Bunun tedbiri budur. O zaman Avrupa’da bir işçiye 700 Euro verilirken Türkiye’de 700 liraya çalışan maliyet 11 veya 12 lira nedendir. Kriterleri, gerek siz gerekse Dış Ticaret Müsteşarlığının iyi analiz etmeniz lazım. Avrupa’daki üretim maliyetleri ve işçi giderleri bellidir. Peki bu heves nedir. Önce üretim maliyetini, sonra satış maliyetlerinizi çıkarın. Ayrıca bayi koruma sistemi nedir. Ben Vario sattım, Çamsan sattım. 3 ay renk ve dekor bekledim. Bu yüzden karşı firmaya tazminat ödedim. Bunun dışında gittim Yıldız Entegre’ye. Benden 1 milyarlık ipotek istediler. VAHİT PAKSOY: Bir defa laminat parkede işçi giderleri çok azdır. Yeni teknolojiyle üretimin ne hale geldiğini biliyorsunuz. Sizin bu bahsettiğiniz konular serbest piyasa ekonomisiyle ilgili bir şey. 2006 ve 2007 deki ihtiyaçtan dolayı üretici arkadaşlarımız satmış oldukları malın rehavetinden olsa gerek bu tür şeyler yaşandı. Yoksa kimse bayisini üzmek istemez. NEVZAT ÇELİK: Gerekli tedbirler alınsın. İthalatçılar kendi arasında da tedbir alsın. 4 dolarlık mal 2 dolara getiriliyorsa bizim için de haksız rekabettir. Bunların önlemi tabi ki alınsın. Geçen seneye kadar TSE deneyi vardı, o da yanlıştı aslında. Buna daha farklı bir şekilde iç kontrol getirilmeli. Birileri tüketiciyi kandırmasın. Fakat bu uygulanması istenen hakikaten yanlıştır. İki kişi dövüşürken ben gidip birinin elini kolunu tutacağım. Kurumun görevi bu değil. VAHİT PAKSOY: Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı, 2005, 2006, 2007 yıllarında Çin’den ithalat yapmış arkadaşlardan savunma istemiş. Bu söylediklerinizi oraya yazarsınız. NEVZAT ÇELİK: Peki Avrupa’dan hangi ülkeye damping koyabiliyorsunuz. Birileri 1 dolarlık maliyeti olan malı 1 dolara veya 1,15’e piyasaya sunuyorsa, senin 7 liraya mal etmen benim satıcı olarak sorunum mu? Burada kaliteyle rekabete tabi ki tamam diyoruz. Ama devlet ne olursa olsun üreticinin yanındayım diyor. Burada ki haksız rekabeti önlemek değil bu. VAHİT PAKSOY: Bakın ben ithalatçıyım, üretici değilim. Ben lamine parke üreticileri birliğini oluşturan, onları alıp Çin’e götüren, onlara “Arkadaşlar bakın başınıza gelecek tusunami vardır tedbirinizi alın” diye uyaran kişiyim. Yöneticilerle fuara gittiğimizde birisinin tansiyonu çıktı, diğerinin şekeri. Türkiye’ye telefon açtılar. 16 dolara meşe plank satanlar var orda. 16 dolara papel alamıyor ki adam. Bütün yerli üreticiler yüzde 20 veya 40 kapasiteyle çalışıyor. Yani bunların hepsi kapansın mı? Bakın burada esas mantık şu; Avrupa’ya devlet bir şey söylemiyor. Çünkü Avrupa’dan 10 liralık mal alıyorsan, 10 liralık da ihracat yapıyorsun. Fakat Çin problem. Çin bizden 1,5 milyarlık mal alıyor. Laminat parkede bugün yerli üreticinin karı 2 YTL’yi geçmez. MEHMET KIZILCA: Benim Çin’den ithalatım yok. Ama Çin’le rekabet edemiyorum. Peki Polonya’yla nasıl rekabet edeceksiniz? Ne kadar şeffaf yerli üreticiler? Fiyat analizlerini hangi gerçek rakamlara dayanarak vermişler? Polonya’dan 16 dolara malzeme geliyor, 170’e satılıyor. Bunu kim eleştiriyor? Çin’den kendini arkasına devleti alarak koruyabiliyor. Peki Polonya’dan nasıl koruyabilecek? VAHİT PAKSOY: Devletin bir politikası var. “Hatayı yap, ben sana cezayı keserim” diyor. Çin, 3,10 dolara mal ettiği laminat parkeyi 3,5 dolara satıyor. Bu durumda yerli üretici nasıl yüzde 300 kar ediyor. Çinli ağaca para vermez, iç nakliyeye para ödemez. Ne zaman ihracat yapar maliyeti o zaman kesilir. 5 sene boyunca arazi kullanımı 250 bin dolara. Ayrıca Avrupa’da 250 bin Euro olan makine Çin’de 100 bin dolar. Bu fon şöyle ya da böyle gelecek. Ne kadar savunma yaparsanız yapın.
NEVZAT ÇELİK: O zaman sadece şu sorunun cevabını almak istiyorum. Tamam hepimiz bırakıyoruz. Ama sebebi ne? Biz işimizi bırakırken ne diyeceğiz? Sektörde ithalatçıların da istihdamı az değil. Bunu kimse küçük görmesin. Dolaylı ödediğimiz vergimiz de yerli üreticinin 3 katı. Düne kadar ithalat yapıyordum bıraktım. Kabul. Peki bundan sonra benim millete devlete ne faydam olacak? Biri bu sorunun bana cevabını versin. VAHİT PAKSOY: Bakın iki sene önce aynı durumdaydım. Çin’den ithalat yapıyordum. Arkadaşları götürdüm. Benim kazancımdan onların kazancı daha önceydi. Çünkü ben 1 lira kazanırken onlar 50 lira kaybedecekti. Çin’den döndük, fon kondu ve benim bundan zararım sadece geçen sene 600 bin dolar. Sipariş ettiğim malların üstüne yüzde 35 kondu. Ben de yerli üreticiye gittim. Onlara “ben size papel getireyim altını basın, üstünü cilalayın” dedim. Baktım bütün boşta olan üreticilerin kapasitesi doldu. Kendimize çıkış yolu bulmalıyız. Biraz milliyetçi düşünün. NEVZAT ÇELİK: Buradan daha yüksek kapasitede ithalat yapan arkadaşlarımız var. Devlet onları çağırsın, teşvik versin, yer göstersin. Bu arkadaşımız o zaman üretecektir. Bu durum gelsin göreceksiniz yerli üreticinin en ucuz malı 25 ytl olacaktır. Bu da tüketiciye zulüm olacak. LEVENT BEKTAŞOĞLU: Öncelikle şunu söyleyeyim. Ben ithalatçıyım, vatan haini değilim. Fakat Serbest piyasa ekonomisinde dünyada yerimizi almak istiyorsak, tabi ki ona uygun davranmak zorundayız. Yerli üretimi tabi ki destekliyorum. Ben hep üretimden yana oldum. Fakat koskoca Çin’in karşısında burada 4 fabrika, keşke 14 hatta 24 olsalardı. Yerli üreticinin maliyetini tartışmak gereksiz. Daha farklı konularda konuşmalıyız. Örneğin elimde yerli üreticilerin şikayetlerini destekleyici dilekçeleri var. O zaman kimse bizi çağırmadı. Elimdeki metinden size yüzlerce hata bulabilirim. Elma ve armut birbirine girmiş durumda. En başta “benzer ürün” diye bir ibare var. Yerli üretici bana çıkıp burada “Ben şu teknik özellikte malzeme üretiyorum” diyecek. Eğer laminat parkeden bahsediyorsak parkenin, HDF’nin, üst düzeyin bir sınıfı vardır, kalınlığı vardır. Yerli üreticinin AC1 ve 21.sınıf ürettiğini söyleyen var mı burada? Peki ben AC1 getiriyorum ve göğsümü gere gere üzerine yazıyorum. Benzer ürün, dağıtım kanalları aynı, kullanım alanları aynı, hitap ettikleri pazar aynı… Tamam da ben AC1 getiriyorum sen AC3 üretiyorsun. Fiyat kırılması deniyor. Neyle neyi karşılaştırıyorsunuz. Dünyanı her yerinde fiyat kaliteye ve teknik özelliğe göre çıkar. Avrupa’da üreticiye gidip AC1 yap dediğinizde red cevabı alıyorsunuz. Ama Türkiye’de garip bir şekilde yerli üreticilerin hepsi AC3 yapıyor. Burada AC3 ve AC1 karşılaştırılıyor. 3,50 olarak fiyatı söylenen ürünlerin hepsi AC1’dir. Kimse maliyetini açıklamak zorunda değil konumuz da bu değil. SEYHAN ÇELİKKAYA: İki ayda bir, bütün malları topluyoruz. Hangi isim altında olursa olsun. Bizim devletten isteğimiz parayla, maliyetle ilgili değil. Bizim öyle bir sıkıntımız yok. Şu an 650 kişi olduk, Şubat ayında açılacak tesisimizle 800 kişi olacağız.
NEVZAT ÇELİK: Peki damping geldiğinde AC3 ve AC1 diye ayrılacak mı? SEYHAN ÇELİKKAYA: Tabi ki ayrılacak. Bunlar da isteniyor. Devletin bize dediği “Biz dilekçenizi inceleyeceğiz, 37 günlük süre sonunda da bir tebligat vereceğiz.” Bu tebliği yayınladılar fakat bir sürü eksiği var. Şu an bizden bir sürü formlar, maliyetler istiyorlar. Bunların hepsi düzenlenecek. Biz daha önce baş edemiyorduk. Gümrüklerden giren malı alıp test ettik. Bunu da tutanaklarla birlikte devlete ilettik. Bizim devletten isteğimiz şu: Gelen mal AC3 mü AC1 mi netleşsin. Vergi koymasını istemedik. Toplam 180’den fazla ürün getiren firma var fakat 4 veya 5 firma getirdiği AC1 sınıfındaki malını dürüstçe AC1 diyerek piyasaya sürüyor. Dikkat ederseniz dampinge Yıldız MDF destekleyici, direk girmedi. Ben Çin malından zaten korkmuyorum. Benim ürettiğimle aynı mal gelsin rekabet edelim. Yeter ki 13329’a göre AC3 neyse onu getirsin. 2 dolardan fatura düzenlemeler, bir kısmını plakaymış gibi ülkeye sokmalar var. Bu sonuçta sadece bizi değil dürüst ithalatçıyı da vuruyor. NEVZAT ÇELİK: TSE kontrol mekanizması geliştirsin o zaman. İthalatçıya malını depoda kontrol edeceğim desin. TSE kalktıysa bunu dampingle değil, iç denetimler düzenlemeli. SEYHAN ÇELİKKAYA: Kendi içlerindeki bürokrasi pozisyonları yüzünden TSE’yi lav etmeye çalışıyorlar. Sorunumuz bu. Biz kimseye damping getirin demedik. Tekrar ediyorum; gelen mal AC3 mü AC1 mi bunu bilmek istiyoruz. Devlet iki yıl önce TSE’yi kaldırdı. Peki bu Türkiye’ye yaradı mı? Hayır. Bakın iki yıl önce yapılan konutlar tekrar tazeleniyor. İnsanlar tekrar parkesini, kablosunu, mutfağını değiştiriyor. Burada hükümetin birimleri arasındaki sıkıntıyı, ne sizin ne de bizim çekmemiz doğru. Bakın biz müracaatçı değiliz, destekçiyiz. Çünkü benim derdim Çin değil, halkımızın kandırılması. LEVENT BEKTAŞOĞLU: Burada konuyu tekrar olması gereken yere getirmek istiyorum. Burada gördüğüm teknik eksiklikler var. Bir malın teknik özelliği. Bu damping geldiğinde getirdiğiniz malın özelliği fark etmeyecek. Bunu siz istemeseniz de böyle sonuç veriyor. İkinci olarak bugün marka kavramı öne çıkıyor. Avrupa’nın bize yapmadığı şey buydu. Bize hep seri sonlarını veriyordu. Çin bize bu imkanı açtı. İstediğiniz markayı yaptırıyorsunuz. Yerli üretici bize marka da yapmıyor. Peki ben tescilli markamı nasıl devam ettireceğim? Yoksa benden yine 1 milyar teminat mı isteyecekler? SEYHAN ÇELİKKAYA: Diğer firmalar bizi ilgilendirmez. Fakat bizim bayi anlayışımızı duymuşsunuzdur. Moonlock’un yorucu bir bayiliği yok. Ben kimseden ağır teminatlar istemiyorum. Ama her firmanın kendi politikası vardır. Belli üretilen bir kapasite var ve bu kapasite de bayilere belli oranlarda yurt içine dağıtılmış. 100 bin satan veya 1 milyon satan bayi var. Fakat 1 milyon satan bir bayiinin bölgesinden başvuru olduğunda, o kişiye bölgede bayilik kontenjanımızın dolu olduğunu ama isterse bayimizle paylaşabileceğini söylüyoruz. Bu teklife hayır diyerek tek başına isterse ortaya koyduğumuz şartlar da ağır geliyor. Benden 15 bin metrekarelik sipariş için bayilik istiyorlar. Ben 2002 yılında parkemi çıkardığımda kapı kapı dolaştım ve parkeciler bana sırt çevirdi. Fabrikamızı yeni kurmuşken yıllık 300 bin metrekare üretim siparişle bizi kendi tesisi haline getirmek isteyenlerle de rastlaştık. Bakın benim Moonstone ürünüm var. Daha çıkarmadım. Nisandaki Zemin Fuarı’nda bir grup Çinli geldi. Oturduk pazarlık ediyoruz. Benim üretici olduğumu bilmiyor. Sana bu malı yapayım dedi. Tamam AC3 istiyorum dedim ve hemen “o zaman 5 dolar” dedi. AC1 2,5-3 dolar dedi. Bu yüzden anti damping gelince de göreceksiniz. Benim derdim para değil, kalite. Niye 25 milyona parke satayım. Herkes güzel ekmek yesin ki sektör güçlensin. Yenilen darbeleri biliyorsunuz. Biz kalite tespiti istiyoruz fakat devletten gelen bu. Ayrıca şunu biliyor musunuz? Benim iki kamyon Moonloc ürünüm şantiyeye yanaşıyor geri kalan 60 bin metrekare Çin malı kullanılıyor. Bu durumda ne yapabilirim. Devlete mahkeme mi açayım? Sizin malınız benden fiyat olarak düşük. Moonloc’tan ürün alıp 300-400 lira kazanacağına, 1-1,5 milyon kazanma peşine düşerek belli kişilerle diyaloğunu değişik tutuyor. İthalatçı olarak TOKİ ihalesi alan 3,5 milyon metrekare son 4 ayda. NEVZAT ÇELİK: Gümrükteki memurun bunu kontrol etme şansı yok. Bu yüzden Ambarlı’da bir ihtisas gümrüğü kuralım dedik. Devletin kalite kontrol imkanı yok. 184 firmanın 4 tanesi doğru beyanda bulunuyor.
MURAT DEDE: Burada en önemli nokta insan sağlığı. Gelen malın sağlıklı olup olmadığını denetleyen bir kurum var mı? Kesinlikle yok. İnsan sağlığı para konusundan önemlidir. Biraz bu konuda konuşalım. Çin’den gelen parkeler yüzünden insanlar kanser olacak. Hiçbir denetimi yok. Bizim ürünlerimizin hepsinde “mavi melek” damgası vardır, sağlık örgütlerinden onaylıdır, kutusunun üzerinde AC sınıfı neyse o yazar. Ben 25 yıldır parke satıyorum. Çok para kazanmıyorum. Çin malını Avrupa ve yerli malıyla yan yana koyup aynı ürün diyenler bu işi bıraksınlar. Bizim dürüst insanlara ihtiyacımız var. SEYHAN ÇELİKKAYA: Keşke bu anti damping konusu çıkmasa ve burada başka türlü kenetlenilseydi. Gerçi bu konu çıkmadan biz bazı ithalatçılarla iletişim kurmaya çalıştık ama karşılık alamadık. Maddiyat öne çıktı. Burada çözüm üretmeliyiz. Sebahattin Bey güzel bir şey söyledi. AC3 ve AC1 konusu ortak bir deklarasyon haline gelebilir. Bizim derdimiz de müracaatımız buydu. Anti damping devletin kendince bulduğu çıkış yolu. Garanti belgesini devlet herkese veriyor ama bir araştırması yok. 6 tane firmanın malı HDF mi değil mi tespit edemedik. Sunta dedik çekildik. VAHİT PAKSOY: Devlet inşaat maliyetlerini düşüreyim derken, karşısına yerli üreticiyi koruyamamak gibi durum çıktı. Bu yüzden, her müracaat eden firmaya anında cevap veriyor, müracaatı doğruysa da 3 ay içinde neticelendiriyor. ABD ve Çin arasında bir sorun yok ki. Alıyor da satıyor da. Arkadaşım markalaşalım diyor. Bu doğru bir söz ama 20 bin dolara markalaşmayalım. Üreticinin kapısına gidip ben 200 bin veya 500 bin metrekare mal istiyorum, bu markayı basacaksın desin. Böyle 3 kişi giderse üretici mecbur kalacaktır. SEYHAN ÇELİKKAYA: Bana 5 milyondan mal siparişi için geliyor. Benim bir maliyetim var, kilit sistemimin maliyeti var. Kalkıp sizin dediğiniz gibi yapamam ben. Zaten 5 milyona yaparım desem bu kez 4 milyon diyecek. Biz de 6 ve 7 milimetre yaptık. “1,5 milyon metrekare yaptıracağım ama bana bunu 7 liradan ver” diyen arkadaşlara da kusura bakma dedik. Ben bugün makine teknolojimi geliştiriyorum. İlk makine parkurumu kurduğumda her vardiyamda 24 adamım vardı. 2008 yılında talebi 50-52 milyon metrekare olarak öngörüyoruz. Şubat 2008 itibarı ile yerli üretici bu talebe yetişecek.
BİR İTHALATÇI: Ben birçok insanın yerli üretici yüzünden çok büyük sıkıntılar yaşadığını biliyorum. 6-7 yıldır Türkiye’de görmediğim laminat parkeci kalmadı. Kapasite yetmiyor. Yerli üretici en fazla 7 milyon metrekare üretebiliyor. Bazı yerli üreticiler, hiçbir problemli malı geri almıyorlar. Söyledikleri tek şey “uygulama hatası, kullanıcı hatası”. Çin malında gördüm ki, malın arkasında tamamen durdular. ZEKİ KARABAY: En başından beri Moonloc satıyorum. Eğer parke kendi hatasıysa mutlaka geri aldı. Müşteri hatası olduğunda bile, müşteri memnuniyetini sağlamak için aldı. Bahsedilen sütlenme, temizlik malzemesi de olabilir, başka bir şeyde. FATİH ÇINAR: Şimdi kimse malının arkasında durmadı deniyor. İki gün evel Giresun’a gittim, Ordu ve Samsun’a uğradım bayi ziyareti için. Giresun ve Ordu’da gittiğim yerlerde tespit ettiğim hata şu: Döşeme tahtasının üzerine parke döşenmiş ve mal oynuyor diye şikayet ediyorlar. Bu durumda tabi ki malı geri almayacağım. SEYHAN ÇELİKKAYA: 2008 yılında 4 tane yerli üretici, yeni gelen beşinciyle birlikte o kapasiteyi fazlasıyla karşılayacak güçte. Üretim doğru şekilde planlanırsa hiçbir sorun yaşanmaz. Çünkü ben 2008 Şubat ayında 25 milyon metrekareye çıkıyorum. Üretici olarak AC3 ve AC1 arasındaki farkın şeffaf olarak belirtilmesi. Bunun dışında anti dampingin çıkması umurumda değil. Ben bu yıl 10 milyon metrekare satmışım. Bunun 2,5 milyonu ihracat. ERDAL UNUSTASI: Sanırım bu iş artık bitmiş. Çin’deki firmalar itiraz edebilir. Yanlış bir itham var çünkü. Çin’de 2,5 dolar gibi bir fiyat yok. Belki o zaman dampingin fiyatı düşer. Ben size damping sonrası olacaklar hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. Niye Serfleks’in branşına kimse giremedi bunu incelesinler. Dağıtım ağı olan firmalar her zaman kazanacak. Bütün yerli üreticiler iyi dağıtımı olan insanlara teklifte bulunacaklardır. Benim burada ikazım yerli üreticiler bunu bir an önce söylemeli. Yoksa üretici patlaması olabilir. Gördük ki imalat problem değil, dağıtım ağı çok önemli. Dünyada bu yıl 800 milyon metrekare üretim yapılmış. Geçen sene 530 milyon metrekare satış, 750 milyon metrekare üretim vardı. Görülüyor ki bir üretim fazlası var. Dolayısıyla üretim yapmak zor bir şey. Satış yapan arkadaşlar daha rahatlar. Çünkü malınız her zaman paradır. Fakat arkadaşlarımızın yaptığı yatırımlar mahvolabiliyor. Bu yüzden, üreticiler daha iyi planlama yapmalı. TSE bir şeylerden dolayı kalktı denildi. Hayır, böyle olmadı. Kalkmasının sebebi AB uyum yasaları. AB’de iç denetim var. Kanuna da bakarsanız yaptırımlar korkunç. İç denetim çalıştırılırsa AC3 denilen mal AC1 çıkmaz. PARSİAD’ın görevi bu iç denetimi çalıştırmak. Yoksa bu olayla hep karşı karşıya kalacağız. Ben bizim markanın kutularının yapılıp, içine hurda malların konulduğunu biliyorum. Bu TSE’deki 5-10 kişiyle halledilemeyecek kadar büyük bir mesele. Damping gelse de gelmese de iç denetimin mutlaka olması lazım. Yurtdışında 800 milyon metrekare gibi bir pazar var. Bunu satmamız gerekiyor. Sizin yerinizde olsam Çin’e satarım. Ben Çin’den yeni geldim ve yüklü miktarda ruloyu, gayet güzel bir fiyattan sattım. Tüm arkadaşlarımla bu bilgiyi paylaşmaya hazırım. 800 milyon metrekare bir potansiyel varken, biz burada birbirimizi yemek üzereyiz. Benim organizasyonumda 100 satış elemanı var. Gelin bunu kullanın. Ayrıca ihracata da daha fazla önem verilmeli. Melamin üretilen yere girdiniz mi hiç bilmiyorum. İstediği kadar havalandırma olsun, gözünüzü açamazsınız. Bu bizim en üst tabakamız. HDF fabrikalarına baktığınızda, iyi bir havalandırma yoksa nefes bile alamazsınız. Yani işe böyle baktığınızda birçok sıkıntı var. Melamin gözü kör ediyor, diğeri nefes aldırmıyor. Aldığım bilgilere göre Fransa’da melamin gözü kör ediyor diye birkaç dava açılmış. Bunun sonucunda başka teknolojilere gidilecek. Ama biliyorum ki yerli üreticilerimizden bazıları bu teknolojilere girmiş durumda. Bu dava neticelendiğin zaman şimdiden gerekli yatırımı yapan arkadaşlarımızın malları satılacak. SEBAHATTİN ŞENSOY: Güzel bir nokta yakaladık. Seyhan Bey de bu konuda aynı fikirde. Eğer ithalatçılarla üreticilerin ortak noktasını tespit edebilirsek, gerçekten ithalatçılar ve üreticiler ne istediğini ifade ediyorsa, bu ortak görüşü bir deklarasyonla gerekli yerlere iletelim. Bu durumun sonuca önemli bir katkısı olur düşüncesindeyim. Birden yazılacak bir şey değil, çok titiz olmak lazım. Bir çalışma komisyonu kurulabilir. Hem üretici hem ithalatçı temsilcilerinin ortak paydası nedir? Bunu yakalayabilir miyiz? Bu yapılabilir. LEVENT BEKTAŞOĞLU: Ben bu konuya destek vermeye hazırım. Çünkü dürüstçe ithalat yapmayan kişiler en çok bizi yani doğru düzgün ithalat yapanları vuruyor. Bunun önüne geçmek için ortak paydada buluşabiliriz. Çünkü anladığım kadarıyla yerli üreticinin de bundan farklı olarak söylediği pek bir şey yok. ERDAL UNUSTASI: Bu operasyona başlarken 1 dolar 8 yuandı, şu an 7.3’te. Tahmin ediyorum Ocak ayında daha aşağı gidecek. Bir de yine ocak ayı itibarı ile yüzde 5’lik teşviği de kaldırdıklarını söylüyorlar. Bunların hepsi toplanırsa Çin’deki AC3 fiyatları da 4.75’e çıkar. Bunun üzerine gümrük vesaire gibi masraflarda eklenirse 7 doları buluyor. Burada benim açımdan en büyük problem dolar ve Euro arasındaki parite. LEVENT BEKTAŞOĞLU: AC1’in, AC2’nin hangi testlere tabi tutulacağı zaten belli. Gerekli bakanlığa yazıları yazalım ve iç denetimi harekete geçirelim. Ben yerli üreticiyi destekliyorum. Ama ortada belli bir Çin gerçeği var. Domotex Fuarı’na her giden Türk “siz ucuzcusunuz” diye kovuluyorsa bunu düşünmemiz lazım. İç piyasa bizi zorlasa da birlik olmayı başarabilseydik, belki bunları engelleyebilirdik. Çünkü Erdal Bey’in de dediği gibi yüzde 5’lik teşvik de kalktıktan sonra, görüyorsunuz yazın başında nakliyede gelen artışı, ben iç piyasada bu kadar dalgalı fiyat uygulayamıyorum. Sonuçta ithalat yapmak ve Çin’le çalışmak kolay değil. Bir de 11 aylık vadeler var ki, ben buna ölüm vadesi diyorum. Ben ithalatçı olarak her şeyi peşin karşılıyorum, yüzde 2'lik vade farkıyla 11 ayda baş edemiyorum. Hangi bakanlık ilgiliyse, iç denetimin hem ithalatçı hem yerli üretici için harekete geçirilmesini sağlamaları için baskı yapmalıyız. SEYHAN ÇELİKKAYA: Tüketicinin de bu konuda bilinçlendirilmesi gerekli. Bu konuda da özellikle medya kanalıyla gereken bilgileri aktarırız. Moonloc olarak bu konuda da sektöre çağrı yaptık ama yalnız kaldık. Sonuçta yüzmilyarlarca liralık maliyeti olan bir kampanyaya tek başımıza girecek halimiz yok. Siz gider TSE’den belgenizi alırsınız, sonra TSE birkaç ay sonra gidip piyasadan sizin ürününüzü alır ve test eder. Eğer vaat ettiği normlara uymuyorsa sert bir ceza alır. Bu olay bir kere olsa, ikinci kez kimse böyle bir şey yapmaya yanaşamaz. Burada toplanıldığı için böyle şeyler konuşuluyor. İki yıldır biz aynı şeyi söylüyoruz. Gelen malı takip ediyoruz. İsim isim devlete vermek de elimizde. Piyasada şüphe duyduğunuz ürün varsa bana gönderin ben TSE’den daha hızlı çalışıyorum. Bir günde sonucu veririm. LEVENT BEKTAŞOĞLU: Fakat burada şikayet edilecek nokta Dış Ticaret Müsteşarlığı değildir. Ben sizi bu noktada eleştiriyorum. Bir toplantı yapılabilirdi, bizim de aynı konuda canımız yandığı için sizle ortak hareket edebilirdik. SEBAHATTİN ŞENSOY: Bu konuşmalardan anlaşılıyor ki hem üretici hem de ithalatçı olarak ortak bir paydayı yakalamamız şart. Bunun için de her kesimin temsil edildiği daha küçük çapta bir toplantı yapmalıyız. Başka türlü bu yolda sağlıklı yürümek mümkün değil.
PARSİAD bu konuda ön ayak oluyor. Gerekli çalışma yapıp, bunu yazıya dökerek ilgili kurumlara ulaştırılması lazım. Burada iki tarafında da düzenli çalışılırsa çıkar çelişkisi yok. Buradaki 4 üretici kendi arasında rekabet yaşıyorsa, ithalatçılar da rekabetin içinde olacaktır. Ama belli bir kaliteyi yakalamak kaydıyla. Belli bir bölüm bu kalite anlayışı içinde bir olmak istiyorsa bu sağlanır. Şimdiye kadar bir araya gelmeyen kesimler, bugün burada birbirini tanıma şansı elde ettiler. Bence bu önemli bir adım. Bunun devamı getirilebilir. Dernek merkezinde daha küçük bir katılımla toplantı yapılır. Bu ülkenin ciddi üretici ve ithalatçıları bir araya geldikten sonra çıkartılmaya hazırlanan uygulama bir şekilde değiştirilebilir. Bu konuda umutlarımızı diri tutmamız lazım. İç denetim meselesinde PARSİAD içinde de bir birim oluşturulabilir. |
||